• USD Alış: 1.8430   Satış: 1.8530
  • EUR Alış: 2.3290   Satış: 2.3440
  • GBP Alış: 2.8800   Satış: 2.9300
  •  Ons 1,555.5000
  •  Çeyrek A. Alış: 150.3200   Satış: 161.5000
  •  Gram A. Alış: 91.5200   Satış: 92.3900
  •   Cumhuriyet A. Alış: 615.0000   Satış: 653.0000
  • 23 Mayıs 2012
     
     

    PIIGS VE İrlanda


    Ömer Demir

    Aslında tüm insanlik tarihi, ayni olaylarin farklı zamanlarda yaşamasından başka bişeye şahit olmuyor . Buna ister ‘’Tarih tekerrürden ibarettir ‘’deyin yada hep aynı nakarat,sonuç değişmiyor. Para piyasalarında bu bayram sonrası yine geçen yılın kopyası denilecek gelişmeler yaşandı, sadece aktörler farklıydı sonuç yine aynı. Geçen yıl Dubai ve Yunanistan krizi ile sarsılan piyasalar bu yıl İrlanda süprizi ile karşı karşıya kaldı. Yunanistan’ın geçirdiği ağır ekonomik kriz sonrası borçlanma-CDS fiyatlama arasında bağ kurulurken ismi Portekiz ve İspanya  ile birlikte riskli ülkeler kategorisinde yeralmıştı İrlanda’nın. Aslında İrlanda’nın içinde bulunduğu durum tüm ekonomi kitaplarında bahsedilen temel sebep sonuç ilkesine dayanıyor. İrlanda’nın 2005 yılından bugüne iç mevduat kadar dışarıdan (sendikasyon ve banka borçlanmaları) finanse edilen hesapsız kredi genişlemesi ve bu kredi genişlemesinin tamamına konut başta olmak üzere gayrimenkul yatırımına yönlendirilmesi ve haliyle gayrimenkul fiyatlarında balonlar oluşması, sonrasında Global kriz sonucu bu gayrimenkul balonunun patlamasıyla, banka bilançolarının sıfırlanması ve tabi kaçınılmaz son Devlet borçlanma risk ve dolayısıyla maliyetlerinin tarihi seviyeleri bulması…Aslında piyasalar bu sonucu özellikle PIIGS krizi tabiri (Portekiz,İspanya,İtalya,Greece ve Spain) ile AB içindeki başka bir zayıf halkayı beklerken , 2006 IMF değerlendirmerine göre iyi bir konumda olan İrlanda’ı gözden kaçmıştı tabi. PIIGS tabirinin mucidi ,böyle manalı hale getiren, bu ülkeleri AB içinde istemeyen Almanya.Konumuza dönecek olursak Euro Bölgesi'ndeki bu yeni tedirginlik sonrası İrlanda hükümeti bir süredir üzerinde çalıştığı tasarruf plânını açıkladı. Ayrıca İrlanda Başbakanı, AB Kurtarma Fonu olan EFSF’den  ve IMF yapacağı netleşmeyen yardımın büyüklüğünün 85 milyar Euro dolayında olacağının görüşüldüğünü belirtti. Asgari ücreti % 10 düşürme kararı ve kurumlar vergisini artırma talebi kabul edildi gibi. Kişi başına düşen borç miktarının 500 bin dolar olduğu söylendiği ülkede milli gelirinin 11 katı kadar dış borç var yani toplam dış borcun GSYH’ye oranı %1.102. Bu gelişmelere ilaveten kredi derecelendirme kuruluşu S&P, İrlanda'nın uzun vadeli kredi notunu indirdiğini açıkladı. Muhtemelen alınacak bu 85 milyar dolarık yardım ilk paniği bitirecektir ama yardımın gelmemesi veya istenilen düzeyde gerçekleşmemesi İrlanda bankaları üzerinde mevduat kaçışına sebep olur ki ardından, Portekiz ve İspanya’ya da bu kaçış bulaşır. Bankalardaki bu mevduat kaçışına  Avrupa Merkez Bankası’nın tepkisiz kalması kabul edilemez muhakkat ama AMB devreye girmesi ve bankalara sonsuz likidite verip ,yapıcı bir rol alması zaten  kasası  PIIGS  adı verilen bu riskli ülke tahvilleri ve AB üyesi ülkelerin riskli bankalarının kredileri olarak trilyonlarca Euro risk almış durumda iken pek mantıklı gözükmüyor.

     Kısaca İrlanda kazasınından  sonra ekonomistler iki tane ders çıkardı.

    1-Hesapsız kredi artışının ve şu an Türkiye’nin de yaşadığı sermaye girişinin kontrol altına alınmazsa ülkelerin başına neler neler açacağı gerçeği ..

    2- Bir Ekonomi ,Kredi kullanmak zorunda ise kendi para biriminde borçlanmanın yolunu bulmak zorundadır aksi halde,küçük bir fırtınada tahvillerine alıcı çıkmazsa sonuçları ağır oluyor gerçeği..

    İşte dışarıda bu gelişmeler yaşanırken  bu olumsuz hava iç piyasayada yansıdı. Geçen yıl Kurban bayramı sonrası uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin kredi notunu üç kademe yükseltilmişti. Tesadüf bu ya  Fitch bu yılda ,benzer bir karar aldı ve İrlanda’nın tedirginliği yaşanırken ki bud a IMKB üzerinde satış baskısı olarak kendini göstermişken Türkiye'nin görünümünü pozitife revize etti ve İrlanda’nın tedirginliği Kore’de ki tatsızlıklar bir anda yerini iyimserliğe bıraktı. Bu iyimserlik IMKB ‘nin yönünü birkaç saat içinde artıya çevirmeye yeti. Doların yukarı çıkış ivmesini  de biraz azalttı . Gerçi Dolar kurunun bu seviyesi bizi sanal zengin yapmaya yetiyor ama yapılan araştırmalar ideal döviz kurunun altında olduğumuz gerçeğinide gözler önüne seriyor. Son olarak Cline ve Williamson tarafından ve IMF World Economic Outlook   Ekim 2010 dökümanları içinde yar alan ve  Cline -  Williamson ödemeler dengesine parasalcı yaklaşım modellerinden hareket ederek, döviz kurundaki temel denge konumunu, hem iç hem de dış dengenin birlikte sağlandığı durum olarak tanımlamaktadır. Yani döviz kurunun temel dengesi kavramı sadece döviz piyasasını değil, aynı zamanda iç dengeyi veren ürün-finans ve işgücü piyasalarındaki dengeyi de yansıtmalıdır diyor . Bu çalışmaya göre Türk lirasının temel denge değeri 1.65 olmalıdır. Yani Türk lirası Ekim fiyatlarıyla %16.20 daha değerli. Elbette Türkiye sadece düşük döviz kuru yaşayan tek ülke değil. Kriz  sonrası Gelişmekte olan ülkelere yağan sermaye girişi sonrası herkes bu soruyu soruyor .İdeal Kur ne olmalı diye? Bu konuyu geçmiş yazılarımda zaten uzun uzadıya anlatmıştım. IMF World Economic Outlook   Ekim 2010 ‘da kurunu %25.5 düşür tavsiyesi alan Yeni Zelanda’yı ,  %19.2 ile Güney Africa ve %17.5 Avustralya izliyor. Türkiye’yi  Çek Cumhuriyeti ve %9.5 ile Polonya izliyor. Milli parayı neden mi devalüve etmeye ihtiyaç var ? Çünkü Düşük kurun sağladığı sanal refah seviyesi, gerçeklerin görülmesini önleyerek gereksiz balonlar oluşmasına yol açıyor bunlar içinde GSMH’ da var. Bu yanlış kur çizgisi ,Türkiye ve diğer gelişmekte olan ekonomilerini bekleyen asıl  ve en önemli tehlikedir.

    Son söz olarak bir İrlanda atasözü paylaşmak isterim ‘’never put off tomorrow what you can do today’’yani bugünün işini yarına bırakma!!

    Iyi haftalar ..

     

    Bu yazı 28 Kasım 2010 tarihinde yazılmıştır.