• USD Alış: 1.7480   Satış: 1.7600
  • EUR Alış: 2.2970   Satış: 2.3140
  • GBP Alış: 2.7460   Satış: 2.7900
  •  Ons 1,726.1000
  •  Çeyrek A. Alış: 157.7200   Satış: 167.5000
  •  Gram A. Alış: 95.5800   Satış: 99.1700
  •   Cumhuriyet A. Alış: 645.0000   Satış: 682.0000
  • 4 Şubat 2012
     
     

    Kişisel Verimlilikten, Toplumsal Gelişime...


    Ekonomiden pek anlamam. Öyle göstergeler, endeksler, bilançolar v.s.  Ama kişisel verimlilik kurallarından az çok anlıyorum sanki. Her ne kadar kendim de uygulama zorluğu çeksem de faydalı gördüğüm şeyleri insanlara aktarmaya çalışıyorum. Ekonomideki gelişmeler, girişimcilik, arz-talep dengeleri, trend iş alanları v.s. tabi ki çok önemli ama bana göre her insan önce kendi iç dünya ekonomisini gözen geçirmeli.  Her insan illa ki lider olacak, marka olacak, güçlü olacak diye bir şart yok. Fakat her insan kendi çapında hayatı daha verimli yaşamanın kurallarını uygulamalı ki gelecek nesillere örnek olsun.


    Örneğin “attığın taş, ürküttüğün kuş” sözü ne de güzel anlatır verimliliğin mantığını. Kişisel ekonomiyi yönetmek anlamında da büyüklerimizden hep duyduğumuz sözler vardır. “Çocuğum iktisatlı ol, kanaat et, dengesizce hırs gösterme, ayağını yorganına göre uzat, birikim yap” gibi tavsiyelerdir bunlar. Çok zor şartlar altında yetişmemiş ya da başımızdan “paranın gerçek değeri” ni anlatan maddi zorluklar geçmemiş ise bu cümleler bir kulağımızdan girer, diğerinden çıkar.


    Uzun zamandır kişisel markalaşma ile ilgili yazılar yazıyorum. Tüm yazdıklarımın içerisinde zamanı yanlış algılama ve onu somut bir arkadaş olarak görememe sendromlarını var. Boşuna dememişler “vakit, nakittir” diye. Çünkü her şeyi zamana bağlıyoruz. Tüm planlarımızı, kişisel gelişim sürecimizi, hedeflerimizi. Halbuki ne kadar yaşayacağımız da belirsiz bu arada. Her sabah şükrederek uyanıyoruz ve hazine değerinde saniyeler geçmeye başlıyor. Siz gece uyurken de devam ediyor zaman, yaşam ve tüm yaratılmış düzenin sistematiği.


    Sosyal dünyayı oluşturan varlıklarız. Ekonomimizin de kültürümüzün de gelişmesi biz bireylere bakıyor. O nedenle Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) sürekli İnsani Gelişme Raporu yayınlıyor. Bu raporda eğitim standartları da var, sağlık standartları da. İnsani Gelişme Endeksi değeri üzerinden hesaplanıyor tüm bunlar. Ben de diyorum ki şu gelişme endeks değerini bir de kendi iç dünyamız için sorgulasak. Tamam biliyorum bu ülkenin büyük büyük maddi zorlukları var, sosyal düzen algılamalarında, iletişimlerinde büyük sorunlar var. Fakat kimse kimseye kardeşim neden kitap okuyorsun, neden yabancı dil öğreniyorsun, neden girişimcilik yapıyorsun, neden bu kadar yardımseversin demiyor. Ya da “çok empatiksin” diyerek aşağılamıyor. Genel anlamda kişisel markalaşma süreci içerisinde yaptıklarımızdan biz sorumlu oluyoruz. En zor şartlarda dahi verimlilik yasamızı önümüze koyuyor, vaktimizi değerlendirmeye çalışıyoruz. Bu topraklardaki insanların hangi zor günlerden bu noktaya geldiğini bilmek için profesör olmaya gerek yok. Dedenize, büyük annelerinize sormanız yeterli.


    Toplumsal verimliliğin artırılması adına Dr. İlhami Fındıkçı Hizmetkar Liderlik kitabında şunları özetliyor;


    “Her birey; kendisi, kurumu ve toplumu için rekabet edecek çabayı, performansı ve daha da önemlisi verimliliği sağlamak zorundadır. Eğer gelişmiş bir toplumun üyesi olmayı arzu ediyorsak bunun dışında bir yok yoktur. Bundan daha da önemlisi, toplumsal verimliliği yok edecek zihinsel ve sosyal bulanıklıklara, ötekileşme ayrımlarına, iç çekişmelere girmeden bir ve bütün olabilmektir. Bütün çeşitliliği, renkliliği, farklı düşünce ve tartışma esnekliği ile bir bütün olmayı başarmamız gerekiyor.


    Nitekim insanlar artık toplum olarak tarihiniz, geçmişte sağladığınız başarılar kadar bugün ne yaptığınız, nerede olduğunuz, ne ürettiğiniz, ne düzeyde bir marka toplum olduğunuza, ne ihraç ettiğiniz ve daha da önemlisi kendi iç düzeninizdeki oturmuşluğunuza, demokrasiyi ne kadar içselleştirdiğinize, hoşgörü derinliğinize bakıyorlar. Sanayi ürünleri kadar tarım ürünleri, onun kadar da hizmet, en az onun kadar düşünce üretimi ve ihracatı yapabilen marka bir toplum olmak, toplumu oluşturan her ferdin önemli bir vatandaşlık sorumluluğudur.”


    Ne çok rahat olmalı, ne de çok acele etmeliyiz. Hemen değiştirmemeli önce geliştirmeliyiz bence. Gelişimi de hazmederek büyümeliyiz. İş bitirici olmayı, sonuç elde etmeyi, girdi-çıktı hesabını iyi yapabilmeliyiz. Her işimizi zihnimizde bir proje mantığında ele almalı ve mümkün ise süreç analizi kavramını kreşten itibaren çocuklarımızın aklılarına, kalpleri,ne kazımalıyız.


    Uygulanabilir ve ölçülebilir hedefler koyarak insan odağını kaybetmemeli ve motivasyon unsurunu hiç mi hiç göz ardı etmemeliyiz. İnsanların IQ’suna verdiğimiz değer kadar EQ’suna da, sosyal zeka seviyesine de önem vermeli, ölçmeliyiz. Korku kültürü endeksini değil, kişisel gelişim endekzinin değerini yükseltmeliyiz.


    Ancak bu gibi prensiplerle, verimli olmayı kendisine her daim pusula yapabilir insanımız. Her attığı adımın, her konuştuğu kelimenin, her yazdığı hecenin hesabını verebilecekse harekete geçer. Bu da büyük kontrol mekanizmaları gerektirecektir. Ne güne duruyor ki “anneyim, babayım, öğretmenim, müdürüm, CEO’yum, liderim, danışmanım, koçum” diyenler. Balığın başındaki hedef bu olursa gerisi gelir zaten.


    2010 yılı şu ana kadar geçen yılların en verimlisi olması dileği ile.


    www.markasizsiniz.com

     

    Bu yazı 30 Ocak 2010 tarihinde yazılmıştır.



    Yazarın Diğer Yazıları